Bir Amerikalı ne kadar Avrupalı olabilir sorusuna cevap arayan Chrysler, dizel Sebring ile bunun ilk ipuçları yakalamış görünüyor.
Amerikan karşıtlığı son yıllarda had safhaya ulaştı. Aslında daha önceleri de bu karşıtlık vardı ama Irak işgali ve ardından devam eden süreç bu karşıtlığı iyice arttırdı. Amerikalıların birçoğunun umudu gelecek yıl yapılacak seçimlerde. Eğer Hillary Clinton seçimleri kazanırsa Bush’un tüm dünyada yarattığı olumsuz imajın bir nebze azalacağını düşünüyorlar. Tabii ki Amerika’nın uluslararası camiada zaten pek de iyi olmayan imajını düzeltmesi yıllarını alacaktır.
Bunları neden mi anlatıyorum? Amerikalılar her nedense birçok alanda güçlü ve hakim olmalarına rağmen dünyanın geri kalanına kendilerini kabul ettiremiyorlar da o yüzden. Özellikle bizim gibi uzak kıtalarda olan ve oturmuş kültürü olan ülkeler ile Amerikan kültürü bir türlü ortak noktada buluşamıyor. Bırakın Türkiye’yi Avrupalılar bile Amerikan kültürünü anlayamıyorlar. Bu ekonomik ilişkilere de yansıyor. Özellikle teknoloji ürünlerinde tekel olmalarından dolayı bir adım önde olan Amerikalılar otomotiv sektöründe aynı başarıyı gösteremiyorlar. Özellikle Amerikan felsefesinin verdiği hep daha büyüğüne sahip olma hevesi Amerikalıları Avrupalı otomobil severlerden ayırıyor. Amerikan otomotiv endüstrisinin Avrupa ve diğer ülkelerde kesin olarak zafer kazandığı tek marka Jeep.
Elbette Amerikalılar pes etmiyor, başta Avrupa olmak üzere diğer ülke pazarlarına kendini kabul ettirmek için her şeyi yapıyorlar. Bunda Amerikan pazarında Japon ve son dönemlerde de Kore markalarının gösterdiği başarının etkisi de büyük. İşte kendini Avrupalılara kabul ettirmek için çalışan markalardan biri de Chrysler. 1990’lı yılların ortasına kadar başarısız birçok deneme yapan Chrysler Avrupa pazarından tekrar ciddi bir şekilde boy göstermeye başladı. Bu gelişmede haziran ayında sona eren Daimler-Chrysler ortaklığının da büyük payı var. Şimdilerde pazarda yeni Sebring modeliyle yer almaya çalışan Chrysler, artan petrol fiyatlarıyla tüketicilerin dizele yöneldiği gerçeğini de kabul ederek Sebring’i 2.0 litrelik dizel bir motor ile donattı. Sebring 2.0 lt CRD çok fazla Avrupalı olmasa da Avrupalı olma yolunda ilk adımı atmış görünüyor.
Aslında Amerikan otomobillerine karşı bilinen ön yargı bende de vardı. Ama yeni Sebring’i ilk gördüğümde bu yargının bir kısmı hemen dağıldı. Özellikle tasarımı ile insanı sımsıkı saran Sebring, yere sağlam basan ağır duruşu ile tasarım anlayışının verdiği atak görünümü çok iyi birleştirmiş. Önden bakıldığında ilk dikkati çeken şey büyük ve üzerinde kalın çizgilerle kaslı görünümü tamamlayan motor kaputu oluyor. Aynı çizgi yatay alüminyum çıtalarla donatılmış büyük ızgarada da devam ediyor. Tampon tasarımı ve farlar ise Sebring’in saldırgan görünmesini sağlıyor. Fakat öndeki büyük görünüm ve ızgara tasarımına rağmen uzun tavan çizgilerinin de etkisiyle Sebring kaba saba bir Amerikan otomobili değil zarif bir Avrupa otomobili hissi veriyor. Burada müthiş arka tasarımın etkisi kesinlikle yadsınamaz. Özellikle arkaya doğru eğimi çok detaylı bir şekilde tasarlanmış olan C sütunu ile arka tasarım birleşince bu büyük otomobil son derece kompakt bir görünüme kavuşmuş. Arka tasarımın Avrupalı otomobillere bile fark attığını söylemeden edemeyeceğim. Tabii aynı şeyleri iç tasarım için söylemek zor. Her ne kadar dışarıdaki çizgi içeride de devam ettirilmeye çalışılsa da Amerikan havası hala fazlasıyla hissediliyor. Kaba kumanda düğmeleri, yanlış iç aydınlatma rengi, estetikten uzak direksiyon simidi, her ne kadar hoş dursa da ne alaka dedirten sportif göstergeler içeride tezat ve birbirleriyle bütünlük sağlamayan tasarım öğeleri. Orta konsoldaki analog saat çok hoş bir ambians oluştururken orta konsolu da sıradan olmaktan kurtarıyor. İçerideki sorunlardan biri de pedal grubunun biraz yukarısında konumlandırılan kaplamanın özellikle uzun boylulara çektirdiği sıkıntı! Çünkü koltuğu nasıl ayarlarsanız ayarlayın ayağınızı pedaldan kaldırdığınız an bacağınız bu kaplamaya takılıyor. Bağlantı noktalarından gelen tıkırtılar ise bir diğer olumsuzluk.
Artık Amerika’da bile dizel satışlarının arttığını düşünürsek Sebring’in bizim gibi pazarlarda dizeli tercih etmesi Chrysler’in gerçeklerle yüzleştiğinin en büyük kanıtı. Belki de üst üste dizel-otomatik araçları test etmenin verdiği bir psikolojinin bir etkisi olarak Sebring’in de otomatik vitesli olacağı psikolojisi ile direksiyona geçmiştim. Aslında otomatik vitesli olmadığını bilmeme rağmen böyle bir psikoloji içine girmem rahatlık ve keyfi amaçlayan Sebring’in bir eksisi olarak kabul edilebilir. 2.0 lt CRD motora sahip Sebring’de kullanılan 6 ileri manuel şanzıman ile yakın ilişki kurmanız için biraz alışmanız gerek, zira vites geçişleri çok sert. Ayrıca dizel motorların da artık sessiz olmasına alışmışken bu ses de ne denecek bir gürültüyü duyanca insanın canı bir hayli sıkılıyor. Performans açısından bir hayli başarılı olan motor 140 HP gücü ve 310 Nm’lik torkuyla beklentileri rahatlıkla karşılayabiliyor. Atak ve etkileyici bir performans sergileyen Sebring yakıt tüketimini de makul seviyelerde tutabiliyor. Daha çok şehir içinde kullandığımız test aracı 100 km’de 8.9 litre yakıt tüketti.
Yol tutuşu da bir hayli geliştirilen Sebring’in süspansiyon ayarı biraz yumuşak kalıyor. Özellikle hızlı girilen virajlarda arka taraf yoldan çıkma eğilimi gösteriyor. Neyse ki ESP sayesinde otomobil kendini kolaylıkla toparlayabiliyor. Ama yumuşak süspansiyonun konfora önemli bir katkı yaptığını da söylemeden geçmeyelim. Sebring’in frenleri de sıra dışı! Birkaç defa test etmemize rağmen Sebring’i 40 metrenin altında durduramadık. Üstelik frenleme esnasında sağa sola çekmeler de ayrı bir endişe yarattı. Yeni Sebring’in pazardan pay kapması için frenler için acil çözüm bulması gerekir.
Dış tasarımıyla ilgi çeken Sebring bunu dizel motor ile destekleyince pazarda kendini biraz yer açabilir ama daha çok yol kat etmesi lazım. Chrysler özellikle ‘Amerikalı’ kalarak ‘Avrupalı’ olmanın bir yolunu bulmadıkça satış grafiğinin yükselmesi çok zor. Yeni Sebring bunun ilk adımını atmış bulunuyor, gerisini hep birlikte göreceğiz…
Genel Değerlendirme
İşçilik 7 İşçilik kalitesinde büyük bir sorun yok
Görüş 8 Görüş açıları sorunsuz
Performans 8 Bekleneni veriyor
Tüketim 8 Yakıt tüketimi makul
Konfor 7 Konfor sıkıcı iç tasarımın gölgesinde kalıyor
Frenler 6 Frenleri güvenlik sınırını sorluyor
Yalıtım 7 Bağlantı noktalarından gelen tıkırtılar can sıkıvı
Donanım 8 Donanım yeterl,
Fiyat 7 Rakipleriyle rekabet etmesi zor (39.986 Euro)
Sonuç 7,33
Sonuç:
Bir Amerikalı ne kadar Avrupalı olabilir sorusuna cevap arayan Chrysler, dizel Sebring ile bunun ilk ipuçları yakalamış görünüyor. Hala Amerikalı özellikleri ağır basan Sebring’in tasarım anlayışındaki değişiklikler neticesinde daha kompakt bir otomobil gibi göründüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. İç mekanda hala eksiklikleri bulunan Sebring, kompakt olmaya çalışırken biraz arka taraftaki oturma alanından birazda bagajdan fedakarlık etmiş. Dizel motor her ne kadar başarılı görünse de manüel vites yetersiz kalıyor. Bunun yerine konforu artıran gelişmiş bir otomatik vites daha iyi olurdu.
İkinciel
Teknik veriler
Motor: 1968 cc, sıralı 4 silindir Yakıt tüketimi
Maksimum güç:
140 HP 4000 d/d
Şehiriçi: 8,2 lt
Maksimum tork:
310 Nm 1750 d/d
Şehirdışı: 5,1 lt
Maksimum hız:
203 km/s
Ortalama: 6,2 lt
0-100 km/s hızlanma: 11,8 sn
Boyutlar (u/g/y): 4850/1843 /1497 mm
Aktarma: Önden çekiş
Ağırlık: 1635 km
Lastikler: 215/55 R18
Frenler (ön/arka): Hava kanallı disk/disk
Depo hacmi/Yakıt 64 litre