CUM'A NAMAZININ EDASININ ŞARTLARI
CUM'A NAMAZI:
Tarih boyunca müminlerin üzerinde hassasiyetle durdukları konulardan birisi de, Cum'a namazıdır. Cum'a namazı Kitap, Sünnet, icma-i ümmet ve kıyas-ı fukaha ile sübût bulmuş, ulü'l-emr'e itaat şuurunu ayakta tutan ve müminleri kvfirlerle uzlaşmaz bir noktaya getiren ibadetlerin başındadır. Ehl-i Sünnet'in akaid kitaplarında imametin niçin zarurî olduğu izah edilirken, "Cum'a ve Bayram namazlarının edvsı" hükmü özellikle belirtilmiştir. Cum'a namazının edasının şartları mükellefin dışında arandığı için; bütün müminler, o şartın yerine getirilmesi için gayret sarfetmek durumundadırlar. Kvfirlerin veya mürtedlerin istilvsı altında iken: "-Efendim, ulû'lemr'in izni, müctehidler arasında ihtilaflı bir konudur" diyerek söze girip, müminleri küfür ahkvmına razı etmek niyetiyle demogojiler yapmak büyük bir cinayettir.
1-Hepimizin hatırladığı gibi; Fransızlar'ın Maraş'ı istilvsı sırasında "Cum'a şuuru" gündeme girmiş ve küfre karşı büyük bir kıyam gerçekleştirilmiştir. Maraş'ın Ulu camisinde (ki Ulu camiler, genellikle Cum'a camisidir) toplanan müslümanlara Rıdvan hoca (Rh. a) Şöyle haykırmıştır: "-Müslümanlar! Bu akşam Maraş'ın kalesinden bayrağımız indirilmiş, yerine Fransız bayrağı çekilmiştir. Cum'a namazının bir insana farz olması için, onun hür olması gerekir. Fransız bayrağı; o kaleden indirilmediği müddetçe, bu beldede gayrı cum'a kılınamaz" (Kurtuluş Dergisi, $ubat 1977, Yıl: 3 Sh: 24). Rıdvan horanın; bu açık ve yiğit tavrı, Maraşlı müslümanları galeyana getirmiş, kanları ve canları pahasına da olsa, İslvm toprağının müşriklerden temizlenmesi gerektiğinin şuuruna erdirmiştir. Sütçü imam (Rh. a)'ın tavrı da, hepimizce malûmdur.
2-Cum'a namazının; Dvru'l-islvm ve cihad şuurunu ayakta tuttuğunun en yakın misallerinden birisi de; Cezayir müftüsünün emperyalist kafirlerin izniyle Cum'a namazının edasının sahih olmayacağını beyan eden fetvasıdır. Nitekim Cezayirli müslümanlar binlerce şehit vererek emperyalist kvfirleri hezimete uğratmışlardır. Buna rağmen İslvm dünyasında bunların aksine davranışlar da görülmüştür.
3-Afganistan'da, emperyalist işgalci Rus kvfirlerin maşası bir komünisti, "ulû'l emr" ilvn eden ve müslümanları o kvfire itaate davet eden Şeyh Bahaüddin Ağa gibi tiplerin varlığı da, bir vakıadır. Allahü Teviv (c.c.)'nın muhkem vyetlerini bir kenara itip, hevv ve heveslerini esas alarak kvfirlerin velayetini kabul eden bu tiplerin sayısı da hızla çoğalmaktadır. İdeolojik eğitimlerin sonucu ibadet ile adeti birbirinden ayıramayan geniş bir kitlenin mevcudiyeti bu tiplerin heveslerini artırmıştır. Emperyalistlere midelerinden bağlı olan ve rızk endişesiyle kıvranan tiplerden, İslvm'ın temel hedeflerine hizmet etmelerini beklemek gülünç olur.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in: "Cihat, kıyamet gününe kadar devam edecektir" (Ebu Davud, Cihad 33) buyurduğu malumdur. İmam-ı Muhammed (Rh. a) "es-Siyerü'l-Kebir" isimli eserinde; Cihat'ın, kıyamete kadar devam edeceğine inanmanın, Ehl-i Sünnet'ten olmanın şartlarından olduğuna işaret etmesi oldukça önemlidir. Her mümin bu durumu iyi düşünmelidir. Emperyalistlerle uzlaşan ve İslvm ahkvmının yürürlükten kaldırılmasına göz yuman tipler, asla "vdil" olamazlar.
Cum'a namazının mahiyetine gelince: Kur'vn-ı Kerîm'de "-Ey iman edenler!.. Cum'a günü namaz için çağrıldığınız vakit, hemen Allah'ı zikretmeye gidin; alış-verişi bırakın. Bu, bilirseniz sizin için çok hayırlıdır" (el-Cumua, 62/9) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu vyet-i kerime mücmeldir. Şöyle ki:
A) Âyette Cum'a namazı zikredilmemiş, mutlak olarak namaza gidilmesi emredilmiştir.
B) Cum'a günü; şer'i bir gün olduğuna göre fecir vaktinden, güneşin batması (kavuşması) anına kadar geçen süreyi içine alır. Müslümanların Cum'a günü hangi vakitte çağrılacağı da belirtilmemiştir.
C) Âyet-i Kerime'nin başında yer alan "-Ey iman edenler.." hükmü Arapça gramer kaidelerine göre, umûmî bir beyandır ve kelime-i şehadet getiren herkesi içine alır. Halbuki Cum'a namazının kadınlara ve kölelere farz olmadığı hususunda icmv vardır. Nitekim İbnu'l-Münzir "Cum'a namazı kadınlara farz değildir" hükmünde bütün müçtehid imamların ittifak ettiğini, hiçbir ihtilafın olmadığını belirtmektedir, (İbn-i Münzir-Kita-bu'l-icmv-Ankara 1983)
Bu mahiyetteki bir icmv ancak tevatüre dayanır. Dolayısıyla her mücmel emirde olduğu gibi Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in, bu vyetin hükmünü tefsir etmesi tabiidir. Müçtehid imamlar Rasûlullah (s.a.s.)'ın bu konuyla ilgili hükümlerini esas alarak Cum'a namazının vucübunun ve edasının Şartlarını açıklamışlardır.
Hz. Cvbir (r.a.)'den rivayet edilen bir hadis-i Şerifte Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) şöyle buyurmuştur. "Allah Tevlv (c.c.) ya ve vhiret gününe iman eden bir kimseye Cum'a namazı farzdır. Ancak seferî halde bulunan kimseye, kadına, çocuğa, köleye ve hasta olana farz değildir. Kim bir takım eğlence veya ticarî işlerinden dolayı Cum'a namazına gitmeyip, ondan (Cum'a namazından) kendini müstağni sayarsa, Allahü Tevlv rahmetini ve mağfiretini ondan uzak tutar. Zira Allah, kimseye muhtaç değildir. Allahü Tevlv (c.c.) her şeyden müstağnidir, hep övülmeye lvyıktır." (İmam-ı Kvsvnî, el-Bedviüs-Senvi' fi TerÂtibi 'ş-Şervî, Beyrut 1974, 1,258-259)
Rasül-i Ekrem (s. a.s.)'in bu tesbitini esas alan Hanefi fukahası; bir kimseye Cum'a namazının farz olması için şu şartların bulunması gerektiğinde ittifak etmiştir:
1) Hür olmak
2) Erkek olmak
3) Mukim olmak
4) Sıhhatli bulunmak. Bu dört şart Kvfi'de yer almıştır.
5) Yürümeye' gücü yetmek (Bahru'r-Rvik'te zikredilmiştir) (Şeyh Nizamüddin ve Heyet Fetvvvy-ı Hindiyye Beyrut 1400 c: 1, Sh: 144)
Cum'a namazının vücûbunun (farz olmasının) şartları namazı kılacak olan mükellefte aranır. Ancak edv edilmesiyle ilgili şartlar namaz kılan mükellefte değil, onun dışında bulunması gereken şartlardır.
Nitekim İbn Âbidîn: "Cum'a namazının sahih olması için yedi şart vardır. Bu hususta Nehir'de şöyle denilmiştir. Cum'a'nın vücübü ve edası için bir takım şartlar vardır. Bunların bazısı namaz kılanda, bazısı başkasında aranır. Şartlan bulunmazsa edv sahih olmaz. Fakat vücûbunun şartları bulunmazsa edv sahih olur" (ibn-i Âbidîn III, 283) diyerek, bu inceliğe işaret etmiştir. Şimdi Cum'a namazının edası için mükellefin dışında bulunması gereken şartlar üzerinde duralım:
Cum'a namazını kıldıracak kimse; müminlerin ulu'l-emr'i veya onun izin verdiği (tayin ettiği) bir kimse olmalıdır. Hz. Cvbir (r.a.) ve İbn Ömer (r.a.)'den rivayet edilen bir hutbede Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) "Her kim, benim hayatımda veya benden sonra, adil veya cvir bir imamı olduğu halde Cum'a namazını hafife alarak veya vücübunu inkvr ederek terk ederse, Allah (c.c.) onun dağınık iş-' terini toplamasın, iki yakasını bir araya getirmesin" (Sü-nen-i ibni Mvce, istanbul 1401 I, 343, Had. No: 1081) buyurmuştur. Bu hutbede geçen "Velehû imamûn vdilün ev cvirûn" hükmü ister adil, ister zalim bir imamın (ulû'l-emr'in) hakkıdır. Hadd cezalarını tatbik etmek, ganimetleri mücvhidler arasında taksim etmek, Cum'a namazını kıldırmak ve zekvt'ı toplamak (Sirarüddin Ebû Hafs Ömer El-Gaznevi, Gurreti'l Münife, Kahire 1950, 68) hadisinin muhtevasında da, bu mahiyet mevcuttur.
Diyanet işleri Başkanlığı tarafından yayınlanan "Sahih-i Buhvrî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi" isimÂli eserde: "İmam-ı Azam Ebû Hanife (rh.a.)'nin kavline göre; devletin izni olmadıkça Cum'a namazı sahih olmaz, imam Mvlik, Şafiî ve Ahmed'e göre; izinsiz kılmamak işinde, sıhhate mani bir şey yoktur" (Sahîhi Buhvrî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi Ankara t.y. DİB Yay. III, 47) denilmek suretiyle, konunun bütün müçtehidlerce gündeme getirildiğini kaydetmektedir. Bahsin devamında da; ulû'l-emr'in izni konusunun sünnete dayandığı izah edilmiştir.
Şimdi "vdil" ve "cvir" imam kavramlarını izaha gayret edelim. Adil imam; hem kendi nefsinde, hem insanlar arasında İslvmi hükümleri tatbik eden kimsedir. Bey'at sonucu mü'minlerin emiri durumuna gelmiştir. Başta Hz. Ebu Bekir (r.a.) olmak üzere, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (Allahü Tevlv hepsinden razı olsun) adil imamlardır. Cvir imam ise; gerek kendi nefsinde İslvm'ı yaşamaması, gerek bey'at sonucu olmadan (kuvvet kullanarak) iktidara gelmesiyle tanınır. Zulmü ile meşhur olan sultanların hepsi, cvir imam hükmündedir. Cvir imamlar, insanlar arasındaki ilişkilerin İslvmi hükümlere göre düzenlenmesini kabul ederler. Esasen "imam" denilmesinin sebebi de: bu mahiyete dayanır. Allahü Tevlv (c.c.)'nın indirdiği hükümleri reddeden ve insanlar arasında kendi yaptıkları kanunlarla nizamı sağlayan Tağutî güçler için "imam" kavramı kullanılamaz. Bazı hallerde adil veya cvir imamın bulunmaması mümkündür. Bu durumda nasıl amel edilecektir? Bu soruya karşı şöyle denilmiştir:
"Eğer ulû'l-emr'in izni olmazsa Cum'a mün'akid olmaz, insanlara öğle namazı farz olur" (Abdurrahman El-Cezîrî, Kitvbu'l-Fıkh Ale'l-Mezvhibi'l Erbaa, Beyrut 1969 I, 388). İbn Hümvm'ın "Fethu'l Kadir", İbn-i Nüceym'in "El Bahru'r-Rvik" ve İbn-i Âbidîn'in "Reddü'l Muhtar" isimli eserlerinde ise; "Müslümanların kendi içlerinden bir imam seçerek Cum'a namazını edv etmeleri gerektiği" üzerinde durulur. Ancak bunun "ruhsat" olduğu belirtilmiştir. (Geniş bilgi için (bk. İbn-i Nüceym, el-Bahru'r-Rv-ik, Kahire 1311, VI, 298, ayrıca İbn-i Hümam-Fethu'l KaÂdir. VI, 365, İbn-i Âbidîn XII, 145; Fetavay-ı Hindiyye, I,)
Şimdi, Türkiye'de Cum'a namazının edası için ulû'l-emr'in izni mevcut mudur? Sualine cevap arayalım:
Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde; Hilvfetin ilgası sırasında "Cum'a namazının edası konusu", Kastamonu milletvekili tarafından gündeme getirilmiştir. Fıkıh sahasında ilmi ile meşhur olan Seyyid Bey bu konuyla ilgili bir kitap kaleme almış ve Hz. Ali (r.a.)'nin hilvfetinden sonra, krallığın gündeme girdiğini iddia etmiştir. Dolayısıyla kralların saltanatı döneminde Cum'a namazının edv edildiğini, hilvfetle Cum'a namazı arasında ilgi kurulamayacağını, kendi üslubuna göre izah etmiştir. Bu tartışmalar 16 Şubat 1933 tarihli, Mustafa Kemal Atatürk'ün emri ile "Cum'a namazı için izin talebinde bulunan bütün cemaatlere (köy veya şehir) müsaade verileceğini" tamim edilmesi üzerine kesilmiştir. Lvik Türkiye Cumhuriyeti Cum'a namazı için izin talebinde bulunanlara, o tarihte izin vermiştir. Daha sonra 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askerî müdahaleleri (ki üç askeri müdahale Cum'a gününe rastlamış ve sokağa çıkma yasağı yüzünden namaz edv edilememiştir) sonucunda; M. Kemal Atatürk'ün verdiği izin kaldırılmamıştır. Bazı çevreler ısrarla Mustafa Kemal'in "Hilvfeti ilga ettiği ve şer'i kanunları kaldırıp, lvik kanunlar getirdiği için" İslvm'a inanmadığını (Tabi ki, gizli olarak) savunmaktadırlar. Ancak aynı çevreler; 16 Şubat 1933 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk'ün emri ile verilen izinle Cum'a namazını edv etmektedirler.
Firaset sahibi her insan kabul eder ki; bu çevrelerin idÂdiaları ile amelleri arasında giderilmesi mümkün olmayan bir tezat vardır. Eğer iddialarında samimi iseler; kendileri gibi düşünenler arasından "Cum'a imamı" seçerek, naÂmazlarını ruhsaten edv etmek zorundadırlar. Ancak bu tezatlarını yaygara ve dedikodularla örtme gayretindedirler...
Bir kimse: "Efendim!.. Cum'a namazını emreden vyette Ey iman edenler!., hitabı, umumi beyandır. Kelime-i Şehadet getiren herkese, hiç bir şart ilerî sürülmeden bu ibadet farzdır. Dolayısıyla, ben bu şartları kabul etmem. " derse, kendisine:
1-"Cum'a namazının kaç rekat olduğunu ve nasıl kılınacağını vyetle isbat et!..
2-Ayrıca bahsettiğiniz vyette vakit tasrih olunmadığına göre, hangi vakitte kılınacağını lütfen açıkla?.. " sualini sorarız. Bu bizim en tabii hakkımızdır. Maalesef son yıllarda; müçtehid imamların hukukuna tecavüz eden ve nassları esas aldığını ileri sürerek keyfi yorumlara sapan bir kitle ortaya çıkmıştır. Bunun değişik bir çok sebebi vardır.
Cum'a namazının edasının şartlarından birisi de; izn-i vmm'dır. İzn-i vmm müminlerin emirinin, insanlar için umumi müsaade vermesidir (Molla Hüsrev, Düreru'l Hükkam fi Şerhi'l Gureri'l Ahkvm istanbul 1307, I, I38). Cum'a namazının edv edildiği caminin kapısının herkese açık olması şarttır. Fetvvvy-ı Hindiyye'de: "Cemaat camiye toplanmış olsa ve caminin kapılarını üzerlerine kapatarak namazı edv etmiş olsalar, bu Cum'a caiz olmaz" (I, 148) hükmü kayıtlıdır.
Cum'a namazının şartlarından bir diğeri de müminlerin emirinin veya görevlendirdiği kimsenin hutbe okumasıdır (İbn-i Hümam, a.g.e., I, 415, Ayrıca Molla Hüsrev, a.g.e., I, I38). Bir kimse müslümanların emirinin (devlet başkanının) izni olmadan hutbe okusa ve Cum'a namazı kıldırsa, vsî ve bağiy hükmünde olur (Şeyhu'l-islvm Ali b. Muhammed (Zenbilli Ali) el-Fetave, istanbul 1324, 11 Fetva no: 32; Fetavay-ı Hindiyye 1,145). Fukaha bu davranışta mü'minlerin velayetine tecavüz bulunduğunu esas almıştır. Dikkat edilirse Cum'a namazının edasının şartlarında, müminlerin emirinin bulunması önemlidir. Vakit ve cemaat dışındaki şartlar doğrudan doğruya ulû'l-emr'e dayanır. Bunu zikretmemizin sebebi; "ulû'l-emr'in izni konusu talîdir" diyen kimselerin tesbitinin tutarlı olmadığını beyan etmektir.
Müslümanlar ister Darü'l-İslvm'da ister Daru'l-Harp''te ikamet etsinler, Şartlarına riayet ederek Cum'a namazını edv edebilirler. Dolayısıyla "Da-ru'l-Harp'te Cum'a namazı kılınmaz" şeklindeki hükmü; kvfirlerin taarruzu sonucunda, kendi içlerinden Cum'a imamı seçemedikleri ve toplanamadıkları duruma hamletmek doğru olur. Ancak kendi içlerinden bir emir seçebilirlerse Cum'a namazını ruhsaten edv etmeleri mümkündür. Emperyalist veya mürtedlerin istilvsı altında onların velayetini kabul etmek suretiyle (tabii onlara hizmet ederek) ve kvfirlerin reislerinin izniyle, Cum'a namazını edv edemezler. Bu gibi durumlarda öğle namazının farziyeti avdet eder ve bütün müminlere müstevlilerle savaşmak farz-ı ayn hale gelir."
YUSUF KERİMOĞLU
|