Konu Bilgileri
Konu : İLAH KAVRAMI
Yazar : NiSaNuR      
Cevap Sayısı : 1 Görüntüleme : 75

Cevapla  Konu Gönder 
 
Derecelendir
  • 2 Oylar - 1 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İLAH KAVRAMI
Yazar Mesaj
  NiSaNuR
Uye
*


Bilgiler
Mesajlar: 97
Katılma Tarihi: Mar 2006
Rep Puanı: 4

Kişisel Bilgiler

Nerden :
Müzik Tarzı :
Cinsiyet :
Ruh Hali :




 
Çevrimdışı
 
 
Mesaj: #1
İLAH KAVRAMI
Şirki ve tevhidi tam değerlendirmek için iyi bilinmesi gereken kavramlardan biri de "ilah" kavramıdır. Bu kavram iyi bilinmeden şirk de yeterince anlaşılmaz. Tevhid kelimesinin içinde yer alan bu kavram, iman ile şirk (ortak koşma) arasındaki farkı ortaya koyar. Sözlük anlamı; ısınmak, alışmak, birisine aşırı sevgi ile yönelinen, kulluk edilen, mabud haline getirilen, alışılan, düşkün olunan demektir. Kendisinden türediği 'elihe' fiili; yönelmek, düşkün olmak, kulluk yapmak, örtmek, gizlemek, alışmak gibi anlamlara gelmektedir.

Kavram olarak; "kendisine ibadet edilen, mabud sayılan her şey, her şeyden çok sevilen, ta'zim edilen kutsal varlık" anlamında kullanılmaktadır. Tapınılan, kendisine ibadet edilen, üstün sayılan bütün mabudların ortak adı "ilah"tır. Türkçede bunu "tanrı" kelimesi ile karşılarız. İslami istılahta ilah; tapınılan, kendisine ibadet edilen demektir. İlah; ibadet edilmeye layık, yani kudret ve kuvveti önünde huşü ile boyun eğip ibadet ve itaat etme gereği duyulan, herşeyin O'na muhtaç olduğu bir varlık demektir. İlah kelimesi, gizlilik ve esrarengizlik manalarına da gelir ki, böylece ilah, görülmez ve ulaşılmaz bir varlıktır. İlah, İslami ıstılahta şu anlamlara gelir: "Otorite sahibi, kanun koyan, ibadet edilen, rızık veren, hesaba çeken, kendisine ihtiyaç duyulan." İlahlık ve otorite birbirini gerektirir. İlah denildiğinde, aklımıza, hayatımız için kanun koyan, nizam ve hukuk belirleyen ve kayıtsız şartsız hakimiyet sahibi Allah (c.c.) gelmelidir.

İnsanın fıtratında kendinden üstün bir varlığa yalvarma ve tapınma ihtiyacı yatar. Her insan bir şeye tapar. İnsanlar fıtrattan gelen ilah edinme ihtiyacını sadece Allah'a yöneltmezse, başka ilahlara tapar ki, bu da insanı şirke ve küfre sokar. Kur'an-ı Kerim'de öncelikle Allah'ın ilahlığı üzerinde durulur. Tek ilah Allah'tır, yani kendinden başka kulluk edilecek, tapınılacak, yönelinecek başka bir ilah yoktur. Cahiliyye döneminde, gerek Mekke müşrikleri gerek yahüdi ve hristiyanlar Allah'a inanıyorlardı; fakat Allah'ın ilahlık vasıflarını başkalarına da vererek, Allah'a karşı en büyük yalan olan şirke düşmüşlerdi.

İlah tektir ve O da Allah'tır. Allah; her şeyi yaratan, insanları bir gün bir araya toplayacak olan, öldüren ve dirilten, kendisine güvenilen, yalvarılan, sığınılan, kendisi için zaman ve mekan sınırı olmayan ve varlıkların eksikliklerinden bütünüyle uzak olandır. O halde, sadece bütün bunlara gücü yeten "ilah" tır ve O da bir tanedir. Birden fazla ilah olması mümkün değildir. Birden fazla ilah inancı, kainatın var oluşu ve işleyişindeki nizam ile ters düşer. Evrenin varlık ve nizamındaki mükemmellik, Allah'ın tek ilah olmasının bir delilidir. Allah bu konuda şöyle buyurur: "Allah hiç evlat edinmemiştir. O'na ortak hiç bir ilah da yoktur. Aksi takdirde her ilah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelir, üstün çıkıp büyüklenirdi. Allah Onların (müşriklerin) bütün isnatlarından münezzehtir." (23/Mü'mi-nün, 91)

Yani, her ilah başka bir şey dilerdi. Her ilah diğerinden farklı bir şey yapmak, bağımsız olduğunu ve egemenliğini göstermek isterdi. Bunun sonucunda da bütün kainat yerle bir olurdu. Halbuki kainatta muazzam bir düzen vardır. Öyleyse bütün kainata hükmeden ilah tekdir ki, O da Allah'tır. Bütün evren, içindeki varlıklarla birlikte, gücü her şeye yeten, bilgisi her şeye ulaşan bir İlah'ın kontrolündedir. İnsanlar bu İlah'a yönelirler, O'na dua ederler. Korkuları bu İlah'tandır, güvenleri de bu İlah'adır. Bu İlah'a her şeyiyle bağlıdırlar, O'nu her şeyden çok severler. Elbette bu ilah alemlerin Rabbı olan Allah'tır. "La ilahe illallah" kelimesinde belirtildiği gibi, Allah'tan başka hiç bir ilah yoktur.

İlahlık vasıflarının en önemlisi, Allah'ın hayatımız için kanun koyan, nizam ve hukuk belirleyen olmasıdır. Eğer kanun koyma, insanlar için hukuk belirleme Allah'tan başkalarına verilirse, bu onlara ilahlık vasıflarını da vermek olur ki, bu da şirktir. Bu manada kanun koyucu olarak ilahlık taslayan tağutlar tarih boyunca çıkmıştır ve çıkacaktır. Günümüzde ve tarihte en çok görülen şirk çeşiti budur.

"Kim tağutu reddedip Allah'a iman ederse, muhakkak ki, kopması mümkün olmayan sapasağlam kulpa yapışmış olur." (Bakara, 256) Kur'an-ı Kerim bize bütün Peygamberlerin tevhid akidesiyle gönderildiğini bildirir. Eyet-i kerimede şöyle buyurulur: "Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her Peygambere; Benden başka ilah yoktur, Bana ibadet/kulluk edin diye vahyetmişizdir." (Enbiya, 25)

İnsanoğlu her zaman bir ilaha inanma, sığınma ve ondan yardım istemeye muhtaçtır. İnsan, bazı şeylerden korkar, bazı şeylere gücü yetmez de başkalarından yardım ister, bazı şeylere sığınır, bazı şeyleri kendinden üstün görür. Bütün ümitlerinin bittiği yerde, görmediği, tanımadığı, hayal etmediği bir gizli 'ilah'tan yardım ister. Çevresinde gördüğü bütün olayların kendi gücünün dışında olduğunun farkındadır. Bu olayları bir gücün yaptığına inanır. Bunlara benzer daha birçok sebepten dolayı insan sığınacak bir melce, sığınak arar.

Peygamberlerin tebliğ ettiği Allah inancından uzaklaşan toplu-luklar ve insanlar, yaratılışlarında ve pratik hayatlarındaki bir ilaha bağlanma ihtiyacını başka şekillerde giderirler. Tarihte ve gün-ümüzde gerçek anlamda dinsiz insan olmadığı gibi, ilahsız insan da yoktur. Kimileri, hiç bir tanrıya inanmadığını söylese bile onun içerisinde, sığındığı, bağlandığı, yardım istediği, her şeyden çok sevdiği, her şeyden çok büyük saydığı bir 'şey' mutlaka vardır. İşte o 'şey' onun için bir tanrıdır. Kur'an-ı Kerim çok ilginç bir örnek veriyor: Bir takım insanlar kendi görüşlerini, kendi isteklerini, kendi emirlerini en üstün ve doğru görürler. Bırakın bir dinin emrine uymayı, toplumda geçerli olan hiç bir kural onları bağlamaz. Bu tip insanlar, kendi keyiflerine uyarlar. Kendi hevalarından (arzularından) başka kutsal, kendi isteklerinden ve görüşlerinden üstün güç ve doğru kabul etmezler. İşte bu tür insanlar için Kur'an-ı Kerim; "Gördün mü o kendi hevasını (istek ve arzularını) ilah/tanrı edinen kimseyi. Şimdi onun üzerine sen mi bekçi olacaksın?" (Furkan, 43) demektedir.

İlah zannedilen şey, insan üzerinde var sayılan 'güç'tür. Bu kimilerine göre ateş, kimilerine göre güneş, kimilerine göre gökler, kimilerine göre yıldızlar, kimilerine göre madde, kimilerine göre ataların ruhu, kimilerine göre tabiat (doğa), bazılarına göre devlet erki, kimilerine göre iyilik ve kötülük tanrılarıdır. Hatta kimi insanlar ve toplumlar, başlarındaki yöneticileri, kralları ilah, ya da yarı ilah saymışlardır. Nitekim Firavun, elinin altındakilere "ben sizin en büyük rabbınızım/ilahınızım" (79/Naziat, 24) diyordu. Japon kralları, güneşin/tanrının oğlu, bir çeşit Budist dini olan Lamaların büyüğü Dalay Lama yarı tanrı sayılıyor. Bir çok ülkede diktatörler, tanrı gibi algılanmış, karşı konulmaz üstün güce sahip, her dedikleri yapılması gereken, kızdığı zaman gazabıyla herkesi cezalandırabilen tanrılar gibi düşünülmüştür. Hatta birçok yerde bu diktatörler adına dikilen heykellere insanlar secde edercesine saygı göstermektedirler.

Tarihte, Tevhid Dininden uzaklaşmış bütün toplumlarda farklı ilah düşünceleri gelişmiştir. Kimileri inandıkları ilahlar adına putlar ve mabetler/tapınaklar yapıp o putlara tapınmışlardır. Bu putların taştan, tunçtan veya ahşaptan yapılmasının fazla bir önemi yoktur. İnsanlar, ilahları adına kendi elleriyle heykeller yapıp, sonra da buna, ilahımız veya bizi ilahımıza götürecek aracımız diyorlar ve o heykellere tanrı diye tapınıyorlardı.

Kur'an-ı Kerim'e göre, yer, gök ve ikisinde olan her şey, bir olan Allah'ındır. Yoktan var eden yalnızca O'dur. Bütün nimetler O'nun elindedir. Sonsuz güç ve kuvvet yalnızca O'nundur. Bütün işler yani kader O'nun elindedir. Yerde ve gökte olan her şey isteyerek veya istemeyerek O'na boyun eğer. Her şey O'nu tesbih eder (O'na ibadet eder, O'nu zikreder). Yerde ve gökte yalnızca O'nun hükmü geçer. O'nun bir benzeri ve eşi yoktur. Hiç bir şey O'nun dengi olamaz. O'nun Rabliğinin, ilahlığının, hükmünün, yaratıcılığının ortağı ve yardımcısı yoktur. O hiç bir şeye muhtaç değildir. Mutlak anlamda yardım edici O'dur, mutlak anlamda ceza verici yine O'dur. O, gerçek ve mutlak olan yegane 'ilah'tır ve O'ndan başka ilah yoktur.

İslam, bu sıfatları taşıyan Rabbe, Allah demiştir. Bu isim ilah kavramından farklıdır. Benzeri, eşi, ortağı, çoğulu, olmayan bir Allah kavramı. Bu, kainatın sahibi, mutlak yaratıcı ve azamet sahibi 'ilahın' özel adıdır. İnsanlar bir çok ilahlar düşünmüşlerdir, düşünebilirler de; ama 'Allah' birdir ve O'nun hakkında başka türlü düşünmek de mümkün değildir. Allah, hem ilahlık (ulühiyet), hem rablık (rubübiyet), hem hakimlik (hakimiyet), hem de meliklik (mülükiyet) sıfatlarına, işlevine sahiptir.

İlah'ın Kur'an'daki Iki Manası: Kur'an'da 'ilah' daha çok iki anlamda kullanılmıştır: Birincisi, hak olsun batıl olsun, bütün insanların kendisine ibadet ettikleri ma'bud; İkincisi, gerçek ibadete layık olan, alemlerin Rabbi olan Allah.

İlah Düşüncesi: Hz. Edem'den belirli bir zaman sonra insanlar, Tevhid inancının dışına çıkmaya başladılar ve ikinci Edem Hz. Nüh'tan sonra da yaptıkları heykelleri ilah haline getirip onlara tapındılar. Daha sonradan gelen birçok kavmin arasında ve günümüzde dünyanın çeşitli yerlerinde bu batıl inanış devam etmektedir. Kişinin inandığı ilah, onun ihtiyaçlarını karşılayan, dualarına karşılık veren, sıkıştığı zaman imdadına koşan ve her bakımdan üstün (müteal) olmalı. Bu ilah, insanın sahip olmadığı birçok özelliği taşır. Ülühiyet (ilahlık), aynı zamanda ulaşılamayacak yüce bir makamdır. Kimileri bu ilahlarını somut bir şekilde, put halinde cisimleştirmişlerdir. Birçoğu da insana ait birtakım özellikleri onlara vermişlerdir.

Eski yunan tanrıları, insanlar gibi kavga ediyorlar, birbirlerinin hanımlarına göz koyuyorlardı. Eski İran dini Mazdeizm'in iki tanrısı vardı ve sürekli kavga ederlerdi. Birisinin kötülükleri, diğerinin iyilikleri yarattığına inanılırdı. Eski Azteklerin ilahı zalim bir savaşçıydı. Kimileri birtakım hayvanları, kimileri zamanı, kimileri ruhları, kimileri yerleri kutsal sayıp, onlara bir ilah gibi saygı göstermişlerdir. Geçmişte bu tür acayip ve sapık ilah inançları çoktu. İslam, bütün peygamberler vasıtasıyla bu tür ilah düşüncelerini kaldırmış ve insanlar hakkında hakk olan Allah inancını getirmiştir. Çünkü bu inanç, insanların kendi kafalarından ve eksik görüşlerinden değil; bizzat insanların Rabbi Allah'tan gelmiştir. Böylece, Tevhid dinine inanan insanlar 'ilah' konusundaki düşüncelerini ve inançlarını düzeltebilmişlerdir.

Ancak buna rağmen tarihte olduğu gibi günümüzde de aklını kullanmayan, Kur'an'a kulak vermeyen insanlar, hala yanlış ilah inancını sürdürmektedirler. Allah'a ait bir sıfatı veya sıfatları bir başka varlığa veren, onu ilah gibi düşünmüş olur. Dinimizde bunun adı şirktir. Allah'ın yaratma, öldürme, diriltme, affetme, azab etme, yoktan var etme, kutsal olma, nimet verme, hüküm koyma gibi sıfatları, başka şeylerde, başka varlıklarda var sayılırsa, onlar 'ilah' haline getiriliyor demektir. Bu bağlamda bir kimse; bir kişinin, bir kurumun veya bir başka şeyin, tıpkı tanrı gibi olduğunu kabul etmesi, "tıpkı tanrı gibi yaratıyor" diye düşünmesi, onu ilah saymasıdır.

Günümüzde bu tür ilah fikrini çokça görmek mümkündür. Üzülerek söylemek gerekirse, bilimin bu kadar ilerlemesine rağmen insanlar hala, geçmişteki cahiller gibi sapık ilah inancını terketmemişlerdir. Bugün kimileri, atalarının ruhunu, kimileri devlet yöneticilerini ve kahramanları, kimileri devlet örgütlerini, kimileri uluslararası kuruluşları tıpkı ilah gibi görmektedirler. Bunların gücü çok büyüktür ve bunlara asla karşı gelinmez diye inanılmaktadır. Gazete sayfalarında görülen 'futbol ilahı', 'müzik ilahı', 'sanat ilahı', 'seks tanrıçası', 'ey falanca şarkıcı sana tapıyorum', 'ey sevgili sana tapıyorum' gibi ifadeler işte bu yanlış ilah fikrinin çok çirkin görüntüleridir. Kimileri bir spor yıldızını, kimileri bir müzik ve film yıldızını kendisi için en üstün örnek sayar, onun peşinden gider, onu taparcasına sever, ondan başka üstün ve kutsal bir şey düşünmez. İşte bu yanlış fikir onu sapık ilah fikrine, yani şirke sürükler.

Rejimlerin, devlet adamlarının, diktatörlerin, partilerin, meclis-lerin koydukları ilkeler ve kanunlar, yaptıkları işler, uygulamalar, 'karşı gelinemez, değiştirilemez, itaat edilmesi zorunlu ilkelerdir' düşüncesi, onları ilah saymanın çağdaş görüntüleridir. İnsanlar bu gibi otorite sahiplerinde olağanüstü bir güç var sanmaktalar, dolaysıyla onlarda ilahlık sıfatları görmekteler. Bazılarının, 'birtakım kişilerin veya grupların fikirleri, ilkeleri, kanunları en üstündür, onların üzerinde güç ve otorite yoktur' şeklindeki düşünce ve inançları, onların dinleridir. Aynı konuda alemlerin rabbi Allah'ın insanlar için indirdiği hükümlere aldırmamak, onları reddetmek, ya da onların yerine kişilerin ve kurumların hükmünü kabul etmek; onları ilah haline getirmenin göstergesidir.

Diyelim ki, herhangi bir konuda Allah'ın koyduğu bir ölçüsü veya bir hükmü var. Buna karşın aynı konuda bir kişinin, siyasí bir otoritenin, devletin veya başka bir gücün tam aykırı bir görüşü veya ölçüsü bulunmaktadır. Bir insan Allah'ın hükmüne rağmen onları benimser, inanır ve peşinden giderse; işte o kabul ettiği hükmü veya ölçüyü koyan kaynağı ilah haline getirmiş demektir. Örneğin, Allah (c.c.), Kur'an-ı Kerim'de içki içmeyi yasaklıyor, faiz alıp vermeyi haram sayıyor, kadınlara örtünmeyi emrediyor, ama birtakım yöneticiler veya yetki sahipleri, içki içmeyi normal görüyor, faizsiz ekonomi olmaz diyor, ya da birileri kadınların örtünmesini çağdaş kıyafet değil diye yasaklıyor. Bazıları, 'Allah'ın ölçülerinin geçerliliği yoktur, bu zamanda uygulamak zordur, ama yöneticilerin koyduğu hüküm daha doğrudur, zamana daha uygundur, biz onları tercih ederiz' derlerse, işte bu inanç başkalarını ilah haline getirmedir.

Kim herhangi bir şeyi Allah'tan fazla severse, bir şeye Allah'tan fazla saygı gösterir, Allah'tan korkar gibi ondan korkarsa, kim Allah'ın dışında herhangi bir şeye veya insana tapınırsa, kim Allah'ın hükmüne aykırı olarak başkalarının ilkelerini daha üstün sayarsa, işte o insan, bütün bunları ilah haline getiriyor demektir. Farklı ilahlara inananlar, bu inançlarını zaman zaman ortaya koyuyorlar. 'Falanca devletin, filanca uluslararası kuruluşun, falan adamın ilkeleri her şeyin üstündedir' diyen kimse, Allah'ı değil onları ilah tanıyor demektir. İslam'ın ezeli, ebedi, değişmeyen ve evrensel ilkesi şudur: "La ilahe illallah, Muhammedü'r Rasülullah" Yani, "Allah'tan başka ilah yoktur; Hz. Muhammed Allah'ın rasülü, elçisidir." "Allah ile birlikte başka bir ilah edinip tapınma. O'ndan başka hiç bir ilah yoktur." (28/Kasas, 88)

''İÇİNİZDEN HAYRA ÇAĞIRAN , İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN MEN EDEN BİR TOPLULUK BULUNSUN.

İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR.''

 
 
17-02-2007 12:15 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla Return to top
  ReiS
Yetkili
*


Bilgiler
Mesajlar: 236
Katılma Tarihi: Aug 2005
Rep Puanı: 10

Kişisel Bilgiler

Nerden :
Müzik Tarzı :
Cinsiyet :
Ruh Hali :




 
Çevrimdışı
 
 
Mesaj: #2
RE: İLAH KAVRAMI
eyvallah

HAYATIM ÖLÜMÜM VE İBADETİM ALEMLERİN
BİR OLAN RABBİ İÇİNDİR....

 
 
27-02-2007 12:36 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla Return to top
« Önceki | Sonraki »
Cevapla  Konu Gönder 


Forum Atla:


 Quick Theme: